
Biliyorum yazmakta biraz geciktim ama geçtiğimiz hafta, gittiğimiz gezinin yorgunluğunu üzerimden atmaya çalışmakla geçti. Programımız o kadar yoğundu ki... Her gün otobüsle en az 200 km yol yaptık. Tabii bunun yanısıra yapılan teknik turlar, şanssızlığımızı onaylayan berbat hava koşulları... 5 süslü kızın aynı odada kalmasının zor yanları :)
Herşeye rağmen çok ama çok güzel bir geziydi. Biraz hayalkırıklıkları, kalp kırıklıkları ve kıskançlıkla kendime zaman zaman geçirdiğim zamanı zehir etmeye çalışsam da hayatım boyunca unutamayacağım bir bir haftaydı.
Aslında cumartesi günü Dr. *** 'dan gelen bir mail beraberimde götüreceğim eşyalara dair yaptığım bütün planları altüst etti. Haftabaşında hava durumunun pek iyi gözükmediğini, zaman zaman hava sıcaklığının 10 derecenin altına ineceğini hatta Avusturya' daki Kölnbrein barajı gezisi sırasında kar bile olabileceğini yazmıştı mailde. İster istemez bütün valiz boşaltılıp dolap önünde geçirilen kararsız saatler sonunda yeniden daha bir kalın kıyafetlerle dolduruldu. Bu işlem tarafımdan Pazartesi sabahı saat 02.30 ' a doğru tamamlandı :)
Buluşma saati saat 06.30 olmasına rağmen, uyanamama tehlikesini de göze alarak, 3 saatlik bir uyku çekeyim dedim. Herkesin o en büyük kabusu olan çalar saat sesi ile uyandığım zaman şakır şakır yağan yağmur bütün dualarıma rağmen hava tahminlerinde yanılma olmadığını kanıtlamıştı.
Aylardır bu haftayı bekliyorum, hiç moralimi bozar mıyım? Bavumu, sırt çantamı yüklendim, kapüşonumu da kafama geçirdim ve koccccaman bir gülümseme ile buluşma noktasına gittim.
Gelen çoğu kişiyi zaten tanıyordum, tanımadıklarımla da yavaş yavaş gezi içinde tanıştık ( bkz. alkolün sosyal ilişkiler üzerindeki olumlu etkisi ) .
İlk durağımız olan Münih' teki Deutsches Museum' a nasıl vardığımızı anlamadım çünkü az katılımcı avantajından yararlanarak yayılmış olduğum iki kişilik koltuk 3 saatlik abuk sabuk bir uykudan sonra yatağımdan bile rahat bir hal almıştı. Gözlerimi açtığımda Münih' teydik.
Deutsches Museum çok büyük bir "bilim ve teknik" müzesi diye kısaca tanımlayabilirim bilmeyenler için. Her konu ile ilgili birçok ayrı bölümü var. 2006 Şubat ayında da yine Münih' e yaptığım bir gezide ziyaret etme şansım olmuştu müzeyi. Bütün bölümleri bir gün içinde gezmek imkansız. Ben bu sefer köprü inşaatı, havacılık, müzik enstrümanları, fotoğrafçılık ve gıda teknolojileri kısımlarını görmeyi tercih ettim. Ama sadece 3 saat ile kısıtlı olan vaktimiz ne yazık ki herşeyi gönlümün elverdiğince, detaylı olarak incelememe olanak tanımadı. Yine de iki arada bir derede "rahatlama teknolojileri" (!) bölümüne de 10 dakika vakit ayırmaktan geri kalmadık

:) Hemen öncesinde de "gıda teknolojileri" konusunda kafeteryada ufak çaplı bir araştırma (!) yapmıştık. Üstüne masaj koltuğu çok iyi geldi :)))
Bu köprüye iyi bakın, bir yerden tanıyor musunuz?

Deutsches Museum' da yaptığımız ufak gezi sonunda ne yazık ki Münih' te fazla vakit geçirmeden Salzburg' a doğru yola çıktık. Öğle yemeğinden sonra üstüme çöken rehavet bana yine, arkamda oturan 29 yaşındaki çocuk tarafından caanım saçlarımın çekilmesi sureti ile sabote edilmeye çalışılan 2.5 saatlik tadına doyulmaz bir şekerleme olarak geri döndü.
Saat 15.00 civarlarında sizlere gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğim
hostelimize vardık. Akşam yemeğimiz pek içaçıcı değildi ama gezi boyunca en güzel sabah kahvaltısını bu hostelde yedik.
Check-in işlemlerinden sonra eşyaları odaya bırakıp şehir turu için rehberimiz ile buluşmaya gittik.
İlk hedefimiz tepedeki ünlü Salzburg Şatosu oldu



Zaten tepeye çıktığımız dakikadan itibaren bastıran yağmur ve rüzgar hem rahat rahat fotoğraf çekme hem de rehberi can kulağı ile dinleme hevesimi kursağımda bıraktı. Bir yandan boynumda asılı duran kocaman kameraya diğer yandan elimdeki dijital kameraya sahip çıkmaya çalışırken, yağmurdan ıslanmamak için bir şemsiyenin altına sığınarak ve sıkışarak -ne demek istediğimi anlamayanlar ufak bir şemsiyeyi 3 kişi paylaşmayı denesinler : ) - yaptığımız iki saatlik turdan pek keyif almadım. Tur boyunca tabii ki her on kelimeden biri Mozart ' tı . Arada bir tur rehberimiz "
Sound of Music" i de araya sıkıştırmak istese de grubun çoğunluğunun film hakkında ortak olumsuz görüşlere sahip olduğunu anladıktan sonra pek söz etmedi. Bir tek ayrılırken mırıldanarak "Güzel film ama..." dediğini duyduk :)
Mozart' ın annesi ve babasının evlendiği, Mozart ' ın müzik hayatına başladıktan sonra bir süre orgunu çaldığı katedral... Lütfen dış çepere dikkat ! ! !

Tarihi değeri bu kadar yüksek olan bir yapının üstünde Kylie ve H&M i görmek beni gerçekten ama gerçekten hayal kırıklığına uğrattı.
Salzburg' un en küçük evi...



Mozart müzesini ziyaret edip, aşağı yukarı önünüze gelen her dükkandan hediyelik olarak marzipanlı (ki hiç sevmem) Mozart Kugeln alabileceğiniz caddenin en güzel yanı hepsi metalden yapılmış dükkan tabelalarıydı. Bu arada Mozart Kugeln hakkında ufak bir bilgi: genelde bulabileceğiniz fabrikasyon olanları dışında, elde yapılmış olanları da bulabileceğiniz bir dükkan bulmanız mümkün. İlgiliyseniz sorunuz efendim, sora sora bağdat bulunur, herşeyi de gidenden beklememek lazım. Ancak bize elde mıncıklanmış çikolata fikri pek cazip gelmedi. "Sound of Music" den sonra tur rehberimizi kızdırabileceğimiz ikinci malzeme de bu oldu :) Zaten kadıncağız bizimle başedemeyeceğini anlayınca, bizi meydandaki Mozart heykelinin önünde bırakıp kayıplara karıştı. Biz de akşam yemeği vaktine kadar yağmurdan kaçıp sığınabileceğimiz, biraz vakit öldürebileceğimiz bir yer arayışına giriştik.

Çabucak birer tane bira içip akşam yemeği için hostelimize geri döndük. Yemekten sonra grubun bir kısmı şakır şakır yağmura aldırmayarak şehri biraz daha görmek istedi -ki hiçbiri geri mutlu halde dönmedi : ) - bir kısmı Salzburg' un gece hayatına dahil olmak istedi - haftaiçi, özellikle de pazartesi günü Salzburg' da gece hayatına dair pek parlak birşey olmadığını keşfedenler de bu gruba dahil olanlardı- , bir kısmı hostelde her akşam saat 20.00' da "Sound of Music" i izlemeye karar verdi -bu gruptakiler olanlar saat 20.10' da hostelin kafeteryasında içeçeklerini yudumlayıp muhabbet eden içinde benim de bulunduğum grubun yanına geldiler :)) -
Özetle... Belki havanın kötü olmasından belki de şehri görmek için çok kısa vaktimiz olduğundan ama Salzburg üzerimde beklediğim gibi bir etki bırakmadı. "Salzach nehrinin üstünde aman da bir tekne turu yapayım " dedirtmedi mesela. Ama kısa bir süre kalmak için ideal olan, tarih kokulu, Mozart hayranlarını kesinlikle tatmin edebilecek sakin bir şehri tanıma ve görme fırsatım olmuş oldu. İyi ki de oldu...
Yakında... Bischofshofen, Villach ve Kölnbrein barajı...
Dipnot: Redbull' un Avusturya kökenli bir içecek olduğunu öğrendim. Öyleyse neden bütün bu Avusturyalılar bu kadar uyuşuk? Hani kanatlandırırdı??